GİRİŞ
Kamu altyapı yatırımları, bir ülkenin ekonomik büyümesi, sosyal refahı ve rekâbet gücü için temel bir unsurdur. Ulaştırma, enerji, iletişim ve su yönetimi gibi sektörlerdeki altyapı yatırımları, mal ve hizmet akışını kolaylaştırır, verimliliği artırır ve yaşam kalitesini yükseltir (World Bank, 1994). Ancak, bu tür projelerin yüksek maliyetleri ve uzun geri ödeme süreleri, finansmanını karmaşık bir hale getirmektedir.
Geleneksel kamu finansmanı kaynaklarının sınırlı olduğu durumlarda, alternatif finansman modelleri önem kazanmaktadır. Bu bağlamda, gerçek varlıkların (gayrimenkûl, doğal kaynaklar, altyapı projelerinin kendisi vb.) finansman aracı olarak kullanılması, son yıllarda literatürde ve uygulamada giderek daha fazla tartışılmaktadır. Gerçek varlıklar, uzun vâdeli ve istikrarlı gelir potansiyelleri sâyesinde, altyapı projelerinin finansmanında önemli bir kaynak olarak görülmektedir.
Gerçek varlıkların finansallaştırılması, Gerçek Dünya Varlıkları (GDV) yoluyla gerçekleştirilebilmektedir. Blokzincir sistemi üzerinden ihraç edilen ve işlem gören GDV, gerçek varlıklara dayalı bir finansal enstrüman olarak ortaya çıkmıştır. Bu yeni finansal enstrüman, gerçek varlıkların mülkiyetinin, değerinin, rantının ve benzer ekonomik hususiyetinin likit hâle getirilmesine imkân sağlamaktadır.
Türkiye, son yıllarda büyük ölçekli altyapı projelerine önemli yatırımlar yapmıştır. Bu projelerin finansmanında farklı modeller uygulanmış olup, Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli öne çıkan yaklaşımlardan biridir. Yavuz Sultan Selim Köprüsü, bu modelle hayata geçirilen önemli bir ulaşım altyapı projesidir ve finansman yapısı, gerçek varlıkların kamu altyapı yatırımlarındaki rolünü anlamak açısından değerli bir örnek sunmaktadır. Bu çalışmada, Yavuz Sultan Selim Köprüsü projesinin finansman modeli incelenmiş ve bu model yerine GDV’nin alternatif bir yöntem olarak kullanımı değerlendirilmiştir.
Bu çalışmanın amacı, Türkiye’deki kamu altyapı yatırımlarının finansmanında GDV’nin kullanım imkânını, Yavuz Sultan Selim Köprüsü projesinin finansmanı çerçevesinde detaylı bir şekilde incelemektir. Çalışma, köprünün finansman modelini analiz ederek, GDV’nin potansiyel faydalarını, potansiyel risklerini ve sürdürülebilirlik boyutlarını değerlendirecektir.
- GERÇEK DÜNYA VARLIKLARI
Blokzincirin ortaya çıkmasıyla birlikte, dijitalleşme yeni bir aşamaya geçmiştir. Dağıtık defter teknolojisine dayanan blokzincir, merkezîyetsiz bir veritabanı ve yönetişim sistemidir. Bu sistem üzerinde finansal, yönetsel, sosyal ve sâir enformatik yapılar kurmak mümkündür. Örneğin; bir bankanın tüm finansal faaliyetlerinin blokzincir sistemi üzerine kurulması imkân dâhilindedir.
Blokzincirin ortaya çıkışının ardından, bu sisteme dayalı yeni teknolojik enstrümanlar da ortaya çıkmıştır. Gerçek dünya varlıkları (İng. Real world assets), bu teknolojik enstrümanlardan biridir. GDV (Çalışmanın geri kalanında bu kısaltma kullanılacaktır); gayrımenkûl, emtia, hisse senetleri, san’at eserleri, aynî haklar gibi birçok varlığın blokzincir sistemi üzerinde tokenize edilmesini ifâde etmektedir. Bir başka deyişle tokenizasyon, temel olarak bir varlığın mülkiyet haklarını temsil eden dijital tokenların (GDV) oluşturulması sürecidir. Bu tokenlar genellikle blokzincir ağları üzerinde ihraç edilir ve yönetilir.
Tokenizasyon süreci genel olarak aşağıdaki adımları içerir:
- Varlık Seçimi ve Değerlendirme: Tokenize edilecek varlığın belirlenmesi ve değerinin doğru bir şekilde tespit edilmesi.
- Yasal ve Düzenleyici Çerçeve: Yerel, bölgesel ve küresel regülasyonlara ve yasal düzenlemelere uyumun sağlanması ve token ihrâcının hukukî dayanağının oluşturulması.
- Blokzincir Platformu Seçimi: Tokenlerin ihraç edileceği ve yönetileceği uygun bir blokzincir platformunun (Ör. Ethereum, Polygon, Solana vb.) seçilmesi.
- Akıllı Sözleşme Geliştirme: Varlığın mülkiyetini, transferini ve ilgili haklarını yöneten akıllı sözleşmelerin oluşturulması.
- Token İhrâcı (Minting): Varlığı temsil eden dijital tokenların oluşturulması ve yatırımcılara dağıtılması.
- Saklama ve Yönetim: Tokenlerin güvenli bir şekilde saklanması ve yönetimi için uygun cüzdan ve saklama çözümlerinin sağlanması.
- İkincil Piyasa İşlemleri: Tokenların alım satımının yapılabileceği merkezî veya merkezîyetsiz borsaların/platformların oluşturulması veyâ mevcut borsalara/platformlara entegrasyonu.
Gerçek Dünya Varlıklarının Avantajları ve Faydaları
Blokzincir sistemiyle birlikte ortaya çıkan yeni finansal araçlardan biri olan GDV, konvansiyonel finansal araçlarla kıyaslandığında birçok avantajı ve faydayı berâberinde getirmektedir:
Artan Likidite: Gayrımenkûl, san’at eserleri, büyük çaplı projeler gibi hacimli varlıklar, tokenizasyon sayesinde daha küçük birimlere bölünebilir ve daha geniş bir yatırımcı kitlesi tarafından alınıp satılabilir hâle gelmektedir (OECD, 2020).
Düşük Giriş Bariyerleri: Yüksek değerli varlıklara yatırım yapmak genellikle büyük miktarda sermâye gerektirmektedir. Tokenizasyon, bu varlıkların fraksiyonel mülkiyetini mümkün kılarak daha küçük yatırımcıların da bu piyasalara erişimini kolaylaştırır.
Artan Şeffaflık ve Verimlilik: Blokzincir sisteminin doğası gereği, token işlemleri şeffaf ve izlenebilirdir. Ayrıca, aracısız işlemler ve akıllı sözleşmeler sâyesinde işlem mâliyetleri düşürülebilmekte ve süreçler hızlandırılabilmektedir (OECD, 2020).
Yeni Finansal Ürünler ve Hizmetler: Tokenizasyon, konvansiyonel finansal enstrümanlarla birleştirilebilecek yeni ve yenilikçi finansal ürünlerin ve hizmetlerin geliştirilmesine olanak tanır (Ör. Tokenize edilmiş varlıklar üzerinden borç verme ve alma).
Küresel Erişim: Blokzincir sisteminin sağladığı küresel erişim sâyesinde sınır ötesi işlemler kolaylaşmaktadır. Böylece gerçek varlıklar, GDV aracılığı ile küresel yatırım aracı niteliğine kavuşmaktadır (OECD, 2020).
Gerçek Dünya Varlıklarının Riskleri ve Zorlukları
Yasal ve Düzenleyici Belirsizlik: Gerek dünyada gerek Türkiye’de GDV ve GDV’nin dayandığı blokzincir sistemi ile ilgili kapsayıcı yasal düzenlemeler ve regülasyonlar henüz yürürlüğe girmemiştir. Oldukça yeni olan bu kavram ve olguların, mevcut finansal, sosyal, politik ve hukukî yapılara ve kurumlara uyumlanması, bu uyumu sağlayacak mevzuatın ve yasal uygulamaların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ayrıca, yerel ya da bölgesel ölçekte mevcut olan hukukî farklılıklar, GDV’nin işlevselliğini olumsuz etkileyebilecektir.
Değerleme ve Risk Yönetimi: Tokenize edilmiş varlıkların değerlemesi, özellikle likit olmayan veyâ benzersiz varlıklar (San’at eseri vb.) açısından daha zor olabilmektedir. Ayrıca, bu yeni varlık sınıfına özgü risklerin (Ör. Akıllı sözleşme riskleri, platform riskleri) etkin bir şekilde yönetilmesi gerekmektedir.
Teknolojik Riskler: Henüz çok yeni olan dağıtık defter teknolojisi ve ona dayanan blokzincir sisteminin, güvenlik açığı risklerine karşı yetenekleri tamâmen sınanmış değildir. Her yeni teknolojik gelişmede olduğu üzere, GDV’nin ve onun dayandığı blokzincir sisteminin henüz öngörülemeyen güvenlik açıkları içermesi muhtemeldir. Bu durum, tokenize edilmiş varlıkların güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit edebilir.
Operasyonel Zorluklar: Konvansiyonel varlıkların blokzincir üzerinde temsil edilmesi ve yönetilmesi, yeni operasyonel süreçler ve uzmanlık gerektirecektir. Bu yeni teknolojik sistem ve enstrümanlarla ilgili bilgi ve deneyim sâhibi personelin yetiştirilmesi ve istihdâm edilmesi zorunludur.
Kabul ve Ölçeklenebilirlik: Tokenizasyonun yaygınlaşması ve finansal piyasalarda anlamlı bir etki yaratması için GDV’nin hem kurumsal yatırımcılar hem de küçük yatırımcılar tarafından kabûl görmesi ve ölçeklenebilir olması gerekmektedir.
Gerçek Dünya Varlıklarının Uygulamasına Dâir Örnekler
2018 yılında ABD’de Manhattan bölgesindeki bâzı gayrımenkûllerin tokenize edilmesi süreci Propeller ve Fluidity şirketleri tarafından başlatılmış ve yaklaşık 30 milyon Amerikan Doları tutarında gayrımenkûl tokenize edilmiştir (OECD, 2020).
2019 yılında Fransa’da Boulogne-Billancourt bölgesindeki AnnA Villa isimli lüks gayrımenkûl projesi tokenize edilmiştir. Bu örnek, Avrupa Birliği ülkeleri içindeki ilk GDV uygulaması olarak karşımıza çıkmaktadır (OECD, 2020).
İngiltere merkezli Kin Capital, Chintai blok zincirinde tokenleştirilmiş 100 milyon Amerikan Doları değerinde bir gayrimenkûl borç fonu başlatmayı planlamaktadır (Deloitte, 2025).
- KAMU ALTYAPI YATIRIMLARININ FİNANSMANI
Altyapı, bir ülkenin ekonomik ve sosyal kalkınmasının temelini oluşturmaktadır. Ulaştırma, enerji, iletişim, su yönetimi gibi kritik sektörlerdeki yeterli ve kaliteli altyapı, ekonomik büyümeyi desteklemekte, yaşam kalitesini artırmakta ve bölgesel eşitsizlikleri azaltmaktadır. Türkiye, son yıllarda önemli altyapı yatırımları gerçekleştirmiş olmakla birlikte, artan nüfus, kentleşme ve ekonomik büyüme hedefleri doğrultusunda sürekli ve sürdürülebilir bir altyapı geliştirme ihtiyâcı devâm etmektedir (T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, 2024). Bu bağlamda kamu altyapı yatırımlarının finansmanı, ekonomik istikrar ve kalkınma hedeflerine ulaşmada kritik bir rol oynamaktadır.
Türkiye’de kamu altyapı yatırımları, çeşitli kaynaklardan finanse edilmektedir. Bu kaynakların başında, genel bütçe ödenekleri gelmektedir. Hükûmetin yıllık bütçesi içerisinde altyapı projelerine ayrılan pay, geleneksel ve önemli bir finansman kaynağı olmuştur (OECD, 2021). Ancak, bütçe kısıtları ve diğer kamu harcama öncelikleri nedeniyle, altyapı yatırımları için ayrılan kaynaklar zaman zaman yetersiz kalabilmektedir.
Belediyeler ve diğer yerel yönetimler de kendi bütçeleri ve elde ettikleri gelirler (vergi, harç vb.) aracılığıyla yerel altyapı projelerini finanse etmektedirler. Ancak, yerel yönetimlerin finansal kapasiteleri bölgelere göre farklılık göstermekte ve büyük ölçekli altyapı projeleri için genellikle ek finansman kaynaklarına ihtiyaç duyulmaktadır.
Son yıllarda, kamu-özel sektör işbirlikleri (KÖİ) modeli, Türkiye’de altyapı yatırımlarının finansmanında giderek daha önemli bir rol oynamaktadır. Özellikle büyük ölçekli ulaştırma (otoyollar, köprüler, havalimanları), enerji ve sağlık projelerinde KÖİ modeli yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu model, özel sektörün finansman, uzmanlık ve verimliliğini kamu altyapı projelerine entegre etmeyi amaçlamaktadır.
KÖİ kapsamında Türkiye’de oldukça sık kullanılan bir model de, Yap-İşlet- Devret (YİD) modelidir. Bu model, kamunun sınırlı mâlî kaynaklara sâhip olduğu durumlarda, özel sektörün finansal ve teknik kapasitesinden yararlanmayı amaçlar. YİD modeli, adından da anlaşılacağı gibi, yapım, işletme ve devir olmak üzere üç ana aşamadan oluşur. Bu modelde, bir özel sektör konsorsiyumu veyâ şirketi, belirlenen bir altyapı projesini (Otoyol, köprü, havalimanı, enerji santrali vb.) kendi finansmanıyla inşa’ eder. İnşaat tamamlandıktan sonra, proje belirlenen bir süre boyunca YİD sözleşmesi lehdârı şirket ya da konsorsiyum tarafından işletilir ve bu süre zarfında projenin gelirlerinden (Ücretli geçişler, enerji satışı vb.) kâr elde edilir. İşletme süresi sonunda, proje hiçbir bedel talep edilmeksizin kamuya devredilir.
Kalkınma bankaları da Türkiye’deki altyapı yatırımlarının finansmanında önemli bir yer tutmaktadır. Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası (TKYB) gibi yerel kalkınma bankalarının yanı sıra, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD), Dünya Bankası ve İslâm Kalkınma Bankası gibi uluslararası finans kuruluşları da Türkiye’deki altyapı projelerine finansman sağlamaktadırlar (Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası, 2024; EBRD, 2024).
Kamu Altyapı Yatırımlarının Finansmanında Karşılaşılan Zorluklar
Ekonomik dalgalanmalar ve belirsizlikler: Döviz kuru volatilitesi, enflasyon ve fâiz oranlarındaki artışlar, altyapı projelerinin mâliyetlerini artırabilmekte ve finansman süreçlerini olumsuz etkileyebilmektedir (IMF, 2023).
Bütçe kısıtları ve sürdürülebilirlik: Büyük ölçekli altyapı projelerinin yüksek mâliyetleri, kamu bütçesi üzerinde büyük bir yük oluşturabilmekte ve kamu borcunun artmasına neden olabilmektedir. Bu nedenle altyapı finansman süreçlerinin yönetimi ve sürdürülebilirliği oldukça güç bir hâle gelmektedir.
KÖİ projelerinin karmaşıklığı: KÖİ projelerinin finansal ve hukukî açıdan son derece karmaşık süreçlere tâbî olması, bu modelin etkin ve verimli işlemesi önünde engeller oluşturabilmektedir. Özellikle talep riski, kur riski ve düzenleyici riskler, özel sektör yatırımcıları için önemli endişe kaynaklarıdır.
Çevresel ve sosyal etkiler: Çevresel ve sosyal etkilerin yeterince dikkâte alınmaması ve bu konularda yaşanan gecikmeler, projelerin finansmanını ve uygulanmasını olumsuz etkileyebilmektedir (UN, 2022). Sürdürülebilir altyapı yatırımları için çevresel ve sosyal değerlendirmelerin proje süreçlerinin başından itibâren entegre edilmesi gerekmektedir.
Finansman kaynaklarına erişim: Uzun vâdeli ve düşük mâliyetli finansman kaynaklarına erişimin kısıtlı olması, altyapı yatırımlarının finansmanında karşılaşılan bir diğer önemli zorluktur. Özellikle sermâye piyasalarının derinliğinin yetersiz olması, uzun vâdeli tahvil ihrâcı gibi alternatif finansman araçlarının kullanımını sınırlayabilmektedir.
- ALTYAPI PROJELERİNİN FİNANSMANINDA GERÇEK DÜNYA VARLIKLARININ KULLANILMASI
GDV, kamu altyapı projelerinin finansmanı konusunda yeni bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, GDV’nin kamu altyapı yatırımlarının finansmanı konusunda gerek dünyada gerek Türkiye’de herhangi bir yasal düzenleme ve somut örnek bulunmamaktadır. Fakat bu durum, GDV’nin altyapı projelerinin finansmanı konusunda yarattığı potansiyel faydayı ve riskleri değerlendirmeye engel değildir.
Kamu altyapı projelerinin finansmanı için GDV kullanımı, konvansiyonel finansman yöntemlerinin ortaya çıkardığı sınırlamaları ve riskleri bertarâf edebilecektir. GDV ile ortaya çıkan en önemli avantajlardan biri, fraksiyonel mülkiyet tahsisi yoluyla elde edilen gelişmiş likidite ve piyasa erişimidir. Geleneksel olarak, altyapı projeleri önemli sermâye taahhütleri gerektirmektedir. Bu nedenle yatırımcı ve yüklenicilerin projeye katılımı, genellikle büyük kurumsal yatırımcılarla ve yüklenicilerle sınırlanmaktadır. Tokenizasyon, bu projelerin daha küçük, daha uygun fiyatlı dijital tokenlara bölünmesine olanak tanıyarak proje yatırımına erişimi demokratikleştirmekte ve küçük yatırımcılar da dâhil olmak üzere daha geniş bir yatırımcı yelpazesinin daha düşük sermâye harcamalarıyla yatırım yapmasını sağlamaktadır.
GDV’nin sunduğu bir başka avantaj, blokzincir sisteminin altyapı finansmanı ve yönetimi süreçlerini daha şeffaf ve denetime açık hâle getirmesidir. Blokzincir ağlarının veri kayıt ve muhasebe sisteminin değiştirilemez ve denetlenebilir yapısı, fonların ve proje aşamalarının daha açık izlenmesini sağlayarak yatırım sermâyesinin kullanımının ve projeye dâir birçok detayın izlenmesini ve doğrulanmasını kolaylaştırmaktadır. Her işlem, hileli faaliyetleri önemli ölçüde engelleyen bir veritabanına kaydedilmektedir. Bu artırılmış şeffaflık, yatırımcılar, proje paydaşları ve halk arasında güvenin artmasını, kamu kaynaklarının ve menfaatlerinin gözetilmesini sağlayacaktır.
GDV’nin ihrâcı ile altyapı projelerine yatırım yapma imkânı bulacak olan büyük ve küçük yatırımcı, altyapı projesinin tamamlanmasının ardından söz konusu projenin gelirinden pay alabilecek ve kazanç sağlayabilecektir. GDV, altyapı varlığının mülkiyet hakkını devretmeksizin, sâdece gelirini paylaştırmayı mümkün kılabilecek teknik ve finansal mekanizmaya sâhiptir. GDV yoluyla altyapı varlığına yatırım yapan kişi ve kuruluşlara, akıllı sözleşmeye tanımlanmış oranlar ya da gelir modeli üzerinden gelir dağıtımı yapılabilmektedir. Böylece, altyapı varlıkları sâdece gördükleri kamu hizmeti ile değil, gelir imkânı sunarak da kamu menfaatine katkı sunabilecektir.
Finansman sürecinin daha verimli hâle getirilerek aracı mâliyetlerinin azaltılması, blokzincir sistemine dayalı GDV ile sağlanan bir başka faydadır. Geleneksel altyapı finansmanı, genellikle işlem mâliyetlerini artıran ve onay sürelerini uzatan bankalar, brokerlar ve takas odaları dâhil olmak üzere çok sayıda aracıyı içerir. Tokenizasyon, bu süreçlerin çoğunu akıllı sözleşmeler aracılığıyla otomatikleştirebilmekte ve böylece aracılara ve bunlarla ilişkili ücretlere olan ihtiyâcı ortadan kaldırabilmektedir. Kamunun kaynaklarının önemli kısmının dolaylı ya da dolaysız yollarla aracılara ücret olarak harcanmasının ve tasarruf sağlanması, GDV’nin altyapı finansmanında kullanılması ile mümkündür.
Kamu hazînesinden, yerli şirketlerin öz kaynaklarından ya da yerli bankalardan sağlanarak yurt dışına yapılan yüklü harcalamalar, GDV yoluyla sağlanacak kamu finansmanı ile ortadan kalkacak ve ülke ekonomisinde önemli ölçüde tasarruf sağlayacaktır. Kredi ve benzeri borçlanma yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen altyapı finansmanlarının fâiz ve benzeri geri ödemeleri, ülke ekonomosi üzerinde büyük bir yük oluşturmaktadır. Altyapı finansmanının büyük ve küçük yatırımcıdan GDV yoluyla toplanacak fonlarla sağlanması, bu fâiz ve benzeri geri ödeme yükünü ortadan kaldıracaktır.
Altyapı varlıklarını temsil eden tokenlar, yatırımcılar için ikincil piyasayı oluşturacaktır. Böylece, hem altyapı finansmanına katılım büyük ve küçük yatırımcı için câzip hâle gelecek hem de ülkedeki sermâye piyasalarına hacim ve derinlik kazandıracaktır. Bu piyasalardaki işlemlerde elde edilecek vergi gelirleri, kamu bütçesine önemli katkı sağlayacaktır. yatırımcılara varlıklarını alıp satma konusunda daha fazla esneklik sağlayabilir ve böylece bu uzun vadeli yatırımların genel likiditesini iyileştirebilir.
- YAVUZ SULTAN SELİM KÖPRÜSÜ PROJESİNİN FİNANSMANI
Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu Projesi, Türkiye’nin önemli altyapı yatırımlarından biridir ve İstanbul Boğazı’nın kuzeyinde yer almaktadır. Köprünün inşaatına 2013 yılında başlanmış ve Köprü 2016 yılında hizmete açılmıştır. Yavuz Sultan Selim Köprüsü Projesi, Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle hayata geçirilmiştir. YİD modeli, kamu projelerinin özel sektör tarafından finanse edilmesi, inşa edilmesi ve belirli bir süre işletildikten sonra kamuya devredilmesi esasına dayanmaktadır.
Projenin finansmanı temel olarak iki ana kaynaktan sağlanmıştır:
- Özel Sektör Kredileri: Projenin büyük bir kısmı, IC İçtaş İnşaat ve Astaldi konsorsiyumu (ICA) tarafından sağlanan ticârî banka kredileriyle finanse edilmiştir. 2013 yılında, yedi bankanın katılımıyla toplam 2.3 milyar Amerikan Doları tutarında bir kredi sözleşmesi imzalanmıştır (Milliyet, 2014). Bu kredi, o dönemde Türkiye Cumhuriyeti târihinde sıfırdan hayata geçirilen bir projeye sağlanan en yüksek tutarlı proje finansman kredisi olmuştur. Kredi sağlayan bankalar arasında Garanti Bankası, Halkbank, İş Bankası, Vakıflar Bankası, Ziraat Bankası ve Yapı Kredi yer almaktadır (Gazetevatan, 2013).
- Öz Kaynaklar: Konsorsiyumun kendi öz kaynakları da projenin finansmanında önemli bir rol oynamıştır. Ancak, projenin toplam mâliyeti göz önüne alındığında, kredi finansmanının ağırlığı daha fazladır. Projenin toplam yatırım bedelinin projenin başladığı târihte yaklaşık 4.5 milyar TL olduğu belirtilmektedir (Gazetevatan, 2013).
Projeden Sağlanacak Gelirin Dağılımı
YİD modeli ile finansmanı sağlanan Yavuz Sultan Selim Köprüsü projesinin bitimiyle birlikte köprünün işletmesi, 10 yıl 2 ay 20 gün boyunca YİD sözleşmesi lehdârı konsorsiyuma geçmiştir (ICA Basın Bülteni, 2013). Bu süre boyunca köprüden elde edilen tüm gelirler konsorsiyuma âit olacaktır. Sözleşme gereğince, köprüden 135.000 araçlık günlük garanti geçiş miktârı ve araç başına 3 Amerikan Doları (USD) öngörülmüş olup, bu araç miktârı karşılığı gelir, konsorsiyuma garanti edilmiştir (BirGün, 2021). Böylece, köprünün günlük garanti geliri 405.000 USD, yıllık garanti geliri ise 147.825.000 USD’dir. İşletme hakkı süresi boyunca konsorsiyumun köprü üzerinden elde edeceği toplam garanti gelir ise 1.510.650.000 USD’dir.
Sözleşme gereğince, köprüden geçen günlük araç sayısının, günlük garanti araç sayısının altında kalması durumunda aradaki fark, Hazîne tarafından konsorsiyuma ödenecektir (BirGün, 2021).
Bu çalışma sırasında yapılan araştırmada, Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün günlük ve yıllık gerçek geliri hakkında veriye ulaşılamamıştır. Bu nedenle, çalışma garanti gelir çerçevesiyle sınırlandırılmıştır.
SONUÇ
Yavuz Sultan Selim Köprüsü projesi örneği üzerinden hareketle, kamu altyapı yatırımlarının finansmanı için kamunun önemli ölçüde borç yükü ya da taahhüt altına girdiği, kamunun herhangi bir borç yükü ya da taahhüt altına girmediği finansman modellerinde dahi kamunun söz konusu altyapı projelerinden elde edilecek gelirden mahrum kaldığı görülmektedir. Halkın hizmetinin görülmesi için gerçekleştirilen bu projelerin hiçbir aşamasına halkın doğrudan ya da dolaylı katılımının sağlanmaması da bir başka sosyal ve hukukî sorundur. Oldukça yüklü miktârda harcama gerektiren bu projelerin hayata geçirilmesi sürecinde ve sonrasında kamuoyunda tartışmaların sıklıkla yaşanması, projelerden doğrudan faydalanmayan halk kesimlerinin projelere karşı aidiyet bağı kurmaması ve bu nedenle projelerle ilgili şikayet etmesi Türkiye’de sıradanlaşmış bir vâkıadır. Halkın hizmetinin görülmesi amacıyla gerçekleştirilen projelerden halkın doğrudan faydalanamıyor olması, ayrıca hukukî ve siyâsî tartışmaları da berâberinde getirmektedir.
Kamu altyapı projelerinin halka mâl edilebilmesi, bu projelerin finansmanı sürecinde kamunun önemli ölçüde borç ya da taahhüt yükü altına girmesinin önlenmesi ve halkın bu projelerden doğrudan faydalanabilmesi için bu projelerin GDV yoluyla halka ârz edilmesi, bugüne değin kullanılan finansman modellerine bir alternatif oluşturacaktır. Bir halka ârz yöntemi olarak kullanılacak olan GDV’nin alım-satım ve değer saklama yönünden oluşturacağı ikincil piyasalar sâyesinde, Türkiye ekonomisindeki yatırım kalemine de önemli ölçüde katkı sağlanacaktır. Projelerin halka ârzı aracılığıyla projelerden elde edilecek gelirin halka dönüşü sağlanacak, böylece hem Türk ekonomisine hem de halkın refâhına olumlu etkisi olacaktır.